Cuma, Ocak 25, 2008
Kafka Kitaplığı
"Yaşam bir sabır oyunundan öte bir şeydir."
Kafka’yla Söyleşiler’i yazın dünyasına kazandıran Janouch, aynı adlı kitapta Dadaistlerin Alman öncüsü Richard Hülsenbeck’in bir konuşması üzerine yazdığı haber nitelikli yazının Kafka yorumunu şöyle özetler: “Kelimeler insanlara karşı büyük bir özlemle dolup taşıyor (…) Ama kaçıklık, insan kendisini yitirdi mi başkalarını nasıl bulabilir? Ama siz bu sessizliğe işaret parmağınızı uzatarak ‘sen, sen, sen’ diye karşınızdakini paralamak için başvuruyorsunuz.” Alıntı bir yazar yorumunun öznel ve iddia taşımaksızın da yapılsa, ölçülü bir mahremiyet hissi bulundurması gerekliliğindeki hassasiyetini barındırıyor Kafka’nın.
Janouch, bu görüşü edindikten sonra beğenilmediği kaydıyla manüskrisini ortadan kaldırır. Yazarın kişisel, mahrem, düşçül dünyasındaki ayrıntıları biçimlemede, örmedeki gizilliğini yadsımaksızın, aynı yetkinliğin gözle görülür bir apaçıklığı yansıttığını da vurgulamak gerekir. Yüzeysel de olsa bu dünyaya bir kapı aralama çabası okuyucu sorunu, sorumluluğu, yoksa birbiriyle bağımlı, zincirleme bir bütünün tüm nüansları anlama amacı gütmek, zoraki ya da tam tersi keyfî bir boşunalıkta ısrar demek de olabilir. “Gerçekten güç ve anlaşılmaz sorunlar, dile getirilmesi güç sorunlardır. Çünkü tüm yaşamın sorunsallığını içerirler.”
Nesneleri açıklamadaki yetersizliğini yer yer dile getirir Kafka. Ne ki bu ifadeler yakınmakla iç içe değil, zaten somutlanması güç bir duyarlığın ehil bir dışavurumu ya da bir çeşit itirafıdır. Nesnel gerçekliğin yadsınmadığı, sahip olma güdüsünün beraberinde gelen bir olanaksızlıklar zinciri, varlıksal bir sorunun ortaya çıkışını da kaçınılmaz kılar; bir dışa kapalılığı ya da. “Her şeye gerçek değil sadece zorunlu gözüyle bakmak gerekir.” Ötenin sığlığı, bilinmezliğin muhayyilede yeşerip palazlanmasıyla eşdeğer özellik taşır. Kuşku ve bilgelik beraberliğinde sürer.
Yazarın sahiciliği asıl gerçeklikle koşut değil, fakat onun farklı bir ikizi gibi algılandığında saklı bir başkaldırının, bağlısını gerçekliğin tunçtan duvarına toslatıp, balçık içerisindeki boş devinimlerini sürdürtebildiğini de gözlemletebilir. İnsan eylemlerinin görünür plandaki boşunalığı–sonuçsuzluğu, özsüz-cisimsiz özdek sorunsalı ana ve kapsayıcı izleğinde yürütülen açılımsız bir özerklik… Yaratısının Tanrısal düzlemdeki gerçek olgusuyla tutarsızlığından kaynaklanan sonrasızlığı… Varlığı kendinden neşet etmiş bir büyük handikabın benzersiz bir iç tutarlılıkla aktarılışı.
Söz konusu çabanın Tanrı tarafından bırakılmışlık zannının kaçınılmaz kıldığı bir anlamlılık arayışını imlediği düşünülebilir. İkincisinden bağımsız olmamakla birlikte yazgı kötücül bir görünüm taşır.Tanrı imajı ise belli belirsiz olduğu yerlerde bile hep bir hidayet(gerçek, iyi, değişmez) arayışıyla birlikte dile getirilir.Bu da sahicilik anlayışının kendine özgü tipik dengeliliği içerisindeki akışını sürükler. Kafka’nın salt bir çöküş yazarı olduğu söylenemez. Arkadaşı Max Brod bu durumu yazarın yapıtlarının dokuz ölçek umutsuzlukla bir ölçek umudun birleştirdiğini söyleyerek açıklar. Trajiğin çıkış noktası, ödev bilinci, ektiğini biçme sorumluluğu hayatın aksamaz sürdürümü için gerekli birer ipucu ; olumsuzluklar ve rastlantıların belirleyiciliğiyle birlikte. Kişinin ummasına,bağırışına, adalet düşüne karşı sağır ve dilsiz bir hayat, eylemse her şeye karşın günün doğmasını çabuklaştırmak adına atılan bir adım, “Bir ışık huzmesi kadar mutluluk.”
Nedensiz tasa, haksız karaçamlalar, hiçbir olasılık tanınmayan hayal kırıklıkları ve sürprizli iniş-çıkışların anlamlanmasını sağlayan, içinde hayreti de soğutabilen o küçük mutluluk… Ki davası gitgide yargıya dönüşen Jozef K., rastlantısal olaylarla örgülenen bir bahtsızlık yumağının içerisindeki K. Rosman , Bürokrasi ve kişiler arasındaki ilişkilerin sonrasızlığındaki K. Ve daha ufak oylumlu kimi öykülerdeki konu tiplerinden esirgenmiştir bu cılız hoşnutluk. Anlatılardaki bir diğer özellikse, satirikle irrasyonelin şiirsel bir humorla bütünleştiği bir savunma mekanizmasının bileşenleriymiş gibi işlev taşıdığı görüntüsü. “Yaşam bir sabır oyunundan öte bir şeydir.” Bu Milena’nın deyişiyle “yaşama değil yaşanan bu tür bir yaşama karşı kendini savunmasıdır yazarın. İşte tam burada Brod’un “Moda olarak karamsarlık, yazgısal karamsarlığın saflığına yöneltilmiş bir saldırıdır” alıntısı Kafka’nın burjuva kökenli bir yazar olmasının getirdiği kuşkuyu da (kendini her şeyin odağında görme hevesliliği)dıştalar. Hor görü, suç, yılgı, aşağılanma, utanç… Yaşamın içindeki gerçeğe dönük kimi kesitlerin anlatı kişilerinin genel durumundan yansıyan özelliklermiş gibi kotarılıp bireysel olaylara küçümsemeyle bakılmadan oluşturulmuş çoğu metinde betimleme ve öykülemenin yoğun öznenin gizli tutulduğu önemseyen bakışı da yazarın kendine özgü bir niteliğidir.
“Yol diye bir şey yok, yol dediğimiz bizim duraksamadır.” Sözgelimi bu sekter vurgu da gerçeklikteki hatlar, kutuplar, engelleri açıklamaya yeter görünür.Bunları yaşama yayma her şeye karşın vir çıkış kapısı aralamak girişimiyle açıklanabilir. Denebilir ki yazarın ontolojik durumuyla ideal fikrinin eserlerine taşınılan boyutuyla bir bütünmüş izlenimi vermesi belki de bundan kaynaklanıyor. Kendisinin Yahudiliğiyle ilişkilendirdiği “kuşku”nun, bu kaotik ve tedirgin edici dünya ile birlikte aktarıldığı metinler,tabiatın doğal işlerliğine, Tanrı âdetinin yerindeliğine şükrettirse de;yazarın varlık ve adalet konusundaki düş kırıklığının tanınması ve anlamlandırılması açısından büyük bir çaba harcadığını da duyamsatıyor.
Serdar AKDAĞ
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!