Zerdüşt Böyle Diyordu

Orası mezarlar adasıdır sessiz ada; gençliğimin mezarları da ordadır. Yaz kış yeşil bir hayat çelengi götürmek isterim oraya.”

Böyle kararlaştırarak gönlümde, aştım denizi.

Siz ey gençliğimin aşina yerleri ve hayalleri! Siz ey sevdalı bakışlar, siz ilahi bakışlar, nasıl da kaybettim sizi! Ölülerim gibi anıyorum sizi bugün.

Sizden ey sevgili ölülerim mis gibi bir koku geliyor bana,gönüle dokunan göz yaşartan.Gerçek, yalnız gemicinin allak bullak ediyor gönlünü, dokunuyor gönlüne bu koku.

Hâlâ en zengin ve en imrenilen kişiyim ben,-ben yalnızlar yalnızı! Çünkü ben sahiptim size, siz de hâlâ sahipsiniz bana. Söyleyin: bennden başka kime düşmüştür ağaçtan böyle kırmızı elmalar?

Sevginizin mirasçısı ve mirasıyım ben hâlâ; sizin hatıranıza renk renk, yabani erdem çiçekleri açan, ey en çok sevdiklerim!

Ah, birbirimize yakın olmak için yaratılmıştık bizler, ey cana yakın, garip harikalar ve ürkek kuşlar gibi gelmediniz sizler bana ve hasretime, -hayır,güvenene güvenenler gibi geldiniz!

Evet sizler de benim gibi vefa için yaratılmışsınız, duygulu ebediyetler için: şimdi sizi vefasız diye mi adlandırayım, ey ilahi bakışlar,ânlar : başka bir ad öğrenmedim daha ben.

Gerçek, pek erken öldünüz bana göre, kaçaklar.Ama siz kaçmadınızbenden, ben de sizden kaçmadım:vefasızlığımızda masumuz birbirimize karşı.

Beni öldürmek için boğdular sizi, ey umutlarımın şakıyan kuşları! Evet, size attı hep, en sevdiklerim benim, oklarını kötülük, can evimden vurmak için beni!

Ve vurdu da! Sizdiniz çünkü hep en yakın gönlüme, benim varım yoğum dediklerim, bana varım-yoğum diyenler: bu yüzden genç ölmek zorunda kaldınız, pek de erken hem.

En can alacak yerime attılar oku: size, cildi tüy gibi, daha doğrusu bir bakışta silinip giden gülümseme gibi olan, size!

Şu sözüm var ama düşmanlarıma diyecek: bana ettikleriniz yanında nedir ki adam öldürmek?

Adam öldürmekten daha beter kötülük ettiniz bana siz; yerine konmaz şeylerimi aldınız benden; bunu derim size ey düşmanlarım!

Öldürmediniz mi gençliğimin hayallerini, en sevgili harikalarımı! Oyun arkadaşlarımı aldınız benden, o mubarek ruhları! Onların hatıralarına koyuyorum bu çelengi ve bu laneti!

Size bu bu lânet düşmanlarım! Kısaltmadınız mı benim sonsuzluğumu, bir sesin soğuk bir gecede yok olup gitmesi gibi!İlahi gözlerin parıltısı gibi ancak gelirdi bana o,- bir anlık bakış gibi!

Bir gün eşref saatinde şöyle demişti tertemizliğim:”İlahi olacaktır benim için bütün varlıklar”

Sonra kirli hayaletlerle siz musallat oldunuz bana: heyhat, nereye uçtu şimdi o eşref saat?

“Bütün günler benim için kutsal olacaktır”-böyle demişti bir gün gençliğimin bilgeliği : doğrusu şen bir bilgeliğin sözü bu.

Fakat sonra siz düşmanlarım, benim gecelerimi çaldınızve onları uykusuz ıztıraba sattınız: heyhet nereye uçtu o şen bilgelik?

Mutlu alemetlerin hasretini çekerdim bir vakitler kuşlardan:derken bir baykuş azmanı sürdünüz yolumun üstüne, bir uğursuzluk alemetini.Heyhat nereye uçtu o zaman sevgi dolu hasretim

Bütün tiksintilerden vazgeçmeye ahdetmiştim bir zamanlar: derken çıbana döndürdünüz yakınlarımı, en yakınlarımı.Heyhat nereye uçtu o zaman en asil ahdim? Bir kör gibi bir vakitler mutlu yollarda yürürdüm: derken körün yoluna pislik attınız: alıştığı yollardan tiksiniyor şimdi kör.Ve en güç işimi yapıp da zaferlerimin bayramını kutlarken: beni sevenlerimi haykırttınız, sanki en çok o zaman yakıyormuşum gibi canlarını.

Gerçek buydu hep sizin işiniz: benim en tatlı balımı bana zehir ettiniz, ve en iyi arılarımın emeğini.

Benim hayırseverliğime en arsız dilencileri yolladınız hep; merhametimin etrafını onulmaz yüzsüzlerle sardırdınız. Böyle yaraladınız erdemimin inancını.Ve en kutsal şeyimi kurban olarak sunduğumda, sofuluğunuz hemen daha semiz hediyeler koydu yanına: öyle ki sizin yağınızın dumanında boğuldu en kutsal şeyim.

Ve bir defasında, öyle bir raksetmek istedim ki, hani evvelce hiç etmediğim biçimde; yedi kat göklerin ötesinde raksetmek istedim. Derken en gözde çalgıcımı kandırdınız.

O da tüyler ürpertici, hüzünlü bir makam tutturdu; ah dertli bir kaval gibi ötüyordu kulaklarımda!

Katil çalgıcı, kötülük aleti, en masum alet! En güzel raksa hazırlanmıştım: öldürdün coşkumu nağmelerinle!

Raksla ancak dile getirebilirim ben en yüce şeylerin simgesini: şimdi en yüce simgem dile gelmeden kaldı uzuvlarımda! Dile gelmeden ve gerçekleşmeden kaldı en yüce umudum!

Ve soldu bütün hayalleri, yok oldu avuntuları gençliğimin.

Nasıl dayandım buna ben, nasıl katlandım da atlattım bu yaraları? Nasıl yeniden dirilip çıktı ruhum mezarlardan?

Evet yaralanmaz, gömülmez bir şey var içimde, kayaları parçalayacak bir şey: benim irademdir adı onun. Yıllar boyu sessiz ve değişmeden ilerler o. Benim ayaklarımla yürüyecektir yolunu, benim koca iradem; tabiatça yüreği pektir ve yaralanmaz.

Benim ancak topuğumdur yaralanmaz yerim, Daha sağsın sen ve olduğun gibisin ey en sabırlı olan! Fırlayıp çıkmadın mı sen hep bütün mezarlardan?

Sende yaşar hâlâ gençliğimde kurtarılmamış ne varsa ve sen hayat ve gençlik gibi umut dolu oturursun burada, sararmış mezar yıkıntıları üstünde.

Evet benim için sen hâlâ bütün mezarların yıkıcısısın: Selam sana, iradem benim! Ve mezarların olduğu yerde olur ancak dirilmeler.

Böyle türkü söylüyordu Zerdüşt.

 

 

Friedrich W. NİETZSCHE

*Zerdüşt Böyle Diyordu.. Çev: Osman Derinsu..Varlık yy

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!